| | | Description | Tekbîr
makâm : segâh
bestekâr : buhûrîzâde mustafa itrî efendi
allâhû ekber, allâhû ekber
lâ ilâhe illâllâhû vallâhû ekber
allâhû ekber ve'lillâhi'l-hamd
salât-i ümmiye
makâm : segâh
bestekâr : buhûrîzâde mustafa itrî efendi
allahümme salli alâ seyyidinâ
muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ
âlihî ve sahbihî ve sellim
salavât-i şerîf
allahümme salli alâ seyyidinâ
muhammedini'llezi ca'ebilhakkûl mübîn
ve erseltehû rahmetel lil'âlemin
niyâz ilâhîsi
makâm : segâh
bestekâr : sultan veled
şem'i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm
evrâk-ı dîli ateş-i sûzâne düşürdüm
bir katre iken kendimi ummâne düşürdüm
takrîr edemem derd-i derûnum, elemim var
mevlâ'yı seversen beni söyletme, gamım var
dinle sözümü sana direm özge edâdır
dervîş olana lâzım olan aşk-ı hüdâdır
âşıkın nesi var ise mâşûka fedâdır
semâ safâ, câna şifâ, rûha gıdadır
ey sofu bizim sohbetimiz câna safâdır
bir curamızı nûş idegör derde devâdır
hâk ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır
semâ safâ, câna şifâ, rûha gıdadır
aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım
şevk ile safâlar sürelim, zinde olalım
hazret-i mevlânâ'ya gelin bende olalım
semâ safâ, câna şifâ, rûha gıdadır...
şem : mum
ruh : yanak, yüz, çehre
cisim : ruha ve cana karşıt olarak gövde, beden
pervâne : gece kelebeği (geceleri ortaya çıkarak ışık çevresinde uçmalarıyla tanınan, ateşin etrafında dönüp sonunda kendilerini o ateşe atarak yanan kelebekler)
evrâk : sayfalar, yapraklar
dîl : gönül, yürek
sûzan : yanan, kavrulan; yakan, yakıcı
katre : damla
ummân : engin deniz, okyanus
takrîr etmek : anlatmak
derûn : iç, içeri, iç taraf
elem : ruhsal sıkıntı, tedirginlik; acı, dert, keder, üzüntü
gam : tasa, kaygı, üzüntü
özge : başka; yabancı
edâ : tavır, davranış; naz, işve; anlatım biçimi, üslup
hüdâ : tanrı; sahip, efendi
mâşûk : sevilen, kendisine aşık olunan (erkek)
safâ : sefa; gönül rahatlığı, rahatlık; saflık, duruluk
sofu : dinin buyruk, yasak ve gereklerine uymakta aşırı derecede titiz davranan (kişi)
cura : şarabın kadehte kalan son damlası
nûş : içen, içici; zevk ve safa
nûş etmek : içmek
ezel : başlangıcı belli olmayan geçmiş zaman; öncesizlik
ahde vefâ : sözünde durma, sözünü yerine getirme
cûyende : arayan, arayıcı
bende : bağlanmış kişi, tutsak; kul, köle; hizmetkâr
| | Tags : Classical, Turkish, Music, semazen, sema, grubu, kızıl, ordu, korosu, mehteran, mehter, takımı, segah, ney, taksimi, taksim, tekbir, salat-ı, ümmiye, salavat-ı, şerif, niyaz, ilahisi, şemi, şem'i, şem-i, ruhuna, cismimi, pervane, düşürdüm, ilahi, Buhurizade, Mustafa, Itri, Efendi, Sultan, Veled, mehterbaşı, Kürşat, Tuncay, rus, koro, şefi, Viktor, Yeliseyev, turkuazahmet, dinle, sözümü, sana, direm, özge, edadır, safa, cana, şifa, ruha, gıdadır, moskova, türkiye, rusya, dostluk, 2008, lale, türk, tasavvuf, musikisi, müziği |
|