ADVERTISEMENT
>> CLOSE <<

Cemal safi £££ hadi git & kâinatın ulu imparatoru

 Uploaded turkuazahmettt on Youtube
Bookmark and Share 

 Description

Hadi git git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakît günâhıma girmeden, katilim olmadan git git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle beni kahkahaların sustuğu yerde bekle git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar mâdemki benli hayat sana kafes kadar dar uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar hadi git, benden sana dilediğince izin öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin kahrımın nedenini söylesem irkilirler çünkü herkes beni kays, seni leylâ bilirler sanırlar ki sen beni biricik yâr saymıştın oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın hadi git, ne bir adres ne bir hâtırâ bırak zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak sanma ki fasl-ı bahâr geldiği gibi gitmez sanma ki hüsrânını görmeye ömrüm yetmez her darbene tehâmmül edecektir bedenim gurûrum mâni olur perîşânıma benim yâri ferhat olanın ellerle ülfeti ne şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine henüz lâyık değilken tomurcuk kadar aşka sana gül bahçesini kim açar benden başka hercâî arılara meyhânedir çiçekler kimbilir şerefinden kaç kadeh içecekler mâdem aşk tablosunun takdirinden âcizsin git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin ne vedâya gerek var, ne de mektuba hâcet git de allâh aşkına bir selâma muhtâç et güllere de aşk olsun, gene sen kokacaksan fallara da aşk olsun, gene sen çıkacaksan kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm her gece daha berbât, daha vahim gördüğüm korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakît günâhıma girmeden, katilim olmadan git ırak : uzak fasl-ı bahâr : bahar mevsimi hüsrân : bir beklentinin, isteğin gerçekleşmemesinden duyulan acı, hayal kırıklığı; zarar, ziyan ülfet : arkadaşlık, dostluk; görüşme konuşma; kaynaşma külfet : sıkıntı, güçlük, zahmet, eziyet hercâî : aşk ilişkilerinde değişken, vefasız olan (kişi) kâinatin ulu imparatoru cemâline sığındım haşmet-i celâlinden sana meftûn gönlümü fâni sevdadan koru nâr-ı hicrânla yandım memnû aşk melâlinden son olsun kâinatın ulu imparatoru şahâdet ederim ki tek allâh'sın, ilâh yok son res'ûlün muhâmmet, cevaplandı ilk soru kabir azâbı verme, sevap cüz'î, günâh çok gaffârsın kâinatın ulu imparatoru sana ait evrenin bu muhteşem imârı semâ eder yıldızlar senin emrine doğru sen sonsuz semavâtın sırlarının mimârı ahâdsın kâinatın ulu imparatoru günde bilmem kaç bin kez tıklattırıp durursun sol göğsüme koyduğun yürek denen motoru ezel sen çalıştırdın, ebed sen durdurursun âmennâ kâinatın ulu imparatoru ayın, yıldızın şavkı güneşin aksi midir o senin ol dediğin vaktin ilâhî nûru bu benim inanışım, yanlış mı, aksi midir ne dersin kâinatın ulu imparatoru kıyâmete yaklaştık, güyâ ayı keşfettik tam kırk milyon metreymiş ölçmüşler ekvatoru özenip bezediğin bir cihânı mahvettik sabrettin kâinatın ulu imparatoru varlığını tartıştı firavun, musâ ile rüsvâ ettin elçine diklenen diktatörü koca deniz ikiye bölündü âsâ ile hükmettin kâinatın ulu imparatoru nemrut ki âteşlere atmıştı ibrahim'i gülizâra döndürdün yanardağ gibi koru habîbinden öğrendik biz rahmânı rahîmi o sensin kâinatın ulu imparatoru kim hamile bıraktı meryem adlı nisâyı âmâya göz, ölüye can bahşeden doktoru kim vahdetti ahmet'i müjdeleyen isâ'yı sensin sen kâinatın ulu imparatoru bir ömür eziyetten, işkenceden yorucu huzûr-u mahşerinde ifâdenin en zoru cümle vebâlimizden ibrâ için orucu lütfettin kâinatın ulu imparatoru sedâsı son verecek kulakların pasına israfil'in üfleyip çaldığı anda sûru günâhımızı sildir firdevsin paspasına medet yâ kâinatın ulu imparatoru affet yâ kâinatın ulu imparatoru rahmet yâ kâinatın ulu imparatoru ilhâm-ı ilâhî sende okyanus damlana tâlibim ey yüce yûnus... cemâl : allah'ın bağış, cömertlik, sevgi, ululuk gibi özelliklerini karşılayan sıfatlarına verilen genel ad; güzellik; yüz, güzel yüz haşmet : ihtişam, heybet, debdebe, görkem celâl : büyüklük, ululuk; öfke, kızgınlık meftûn : vurgun, tutkun fâni : gelip geçici, ölümlü nâr : ateş; cehennem hicrân : ayrılık; ayrılığın yol açtığı onulmaz acı, üzüntü memnû aşk : yasak aşk melâl : büyük üzüntü, keder; hüzün; bıkma, usanma, usanç; sıkılma, sıkıntı şahâdet : tanıklık, şahitlik cüz'î : az, çok az gaffâr : bağışlayıcı, günahları örten ahâd : bir tek ezel : başlangıcı belli olmayan geçmiş zaman, öncesizlik ebet : sonu olmayan gelecek zaman âmennâ : "inandık ve onaylıyoruz" anlamında kullanılır rüsvâ etmek : rezil, kepaze etmek gülizâr : gül bahçesi habîp : dost, sevgili rahmân : herkese, her canlıya merhamet eden tanrı rahîm : merhametli, acıyan, esirgeyen nisâ : kadın âmâ : gözleri görmeyen, kör cümle : tüm, bütün vebâl : manevi sorumluluk, günah ibrâ : yükümlülükten kurtarma, temize çıkarma, aklama sedâ : ses, yankı firdevs : cennet

Tags : Cemal, Safi, kainatın, ulu, imparatoru, cemaline, sığındım, Orhan, Gencebay, hadi, git, iş, işten, geçmeden, turkuazahmet, alaturka, tsm

 CrazyMotion on Facebook