| | | Description | Hayâl şehir
git bu mevsimde, gurûb vakti, cihangir'den bak!
bir zaman kendini karşındaki rûyâya bırak!
başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;
o ilâh isteyip eğlence hayâlhanesine,
çevirir camları birden peri kâşanesine.
som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka
benzer üç bin sene evvelki mutantân şarka.
mestolup içtiği altın şarabın zevkinden
elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen
nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı
böyle ma'mûr eder ettikçe hayâl üsküdar'ı.
o ilâhın bütün ilhâmı fakat ânîdir;
bu ateşten yaratılmış yapılar fânîdir;
kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı,
az sürer gerçi fakir üsküdar'ın saltanâtı;
esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;
serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,
ezelî mağfiretin böyle bir ikliminde
altının göz boyamaz kalpı kadar hâlisi de.
halkının hilkâti her semtini bir cennet eden
karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,
gece bir çok fukara evlerinin lambaları
en sahih aynadan aksettiriyor üsküdar'ı...
gurûb : güneşin batışı; günbatımı
vehim : kuruntu; yersiz korku, evham; yanılsama, aslı olmayan düşünce, kanaat
ilâh : çok tanrılı dinlerde ve mitolojide, üstün yetenekleri olduğuna ve evreni yönettiğine inanılan erkek tanrı
hayâlhane : gölge oyunu oynatılan yer
kâşane : büyük ve görkemli köşk, saray, konak, vb bir yapı
som : içi dolu olan, dışı kaplama olmayan veya başka bir şeyle karışık olmayan
mutantân : gösterişli, tantanalı, şatafatlı; görkemli; parlak, süslü; gürültülü, patırtılı
şark : doğu
ma'mûr : imar görmüş, bayındır
ilhâm : etkilenme veya çağrışım yoluyla içe doğan yaratıcı duygu, coşku, düşünce; esin
âni : bir anda olup biten, birdenbire gerçekleşen; ansızın; apansız
fâni : gelip geçici, ölümlü
esef : acınma, yerinme
servi : divân şiirinde sevgilinin boyuyla ilgili benzetme öğesi (ince, uzun boylu)
ezel : başlangıcı belli olmayan geçmiş zaman, öncesizlik
mağfiret : tanrı'nın kullarının günahlarını bağışlaması, affetmesi; af, bağışlama
iklim : psikolojik ortam, çevre
kalp : (para, altın için) aslı taklit edilerek yapılmış veya basılmış olan;sahte
hâlis : katışıksız, saf, arı
hilkât : yaradılış, huy, tabiat; doğuştan gelen özelliklerin tümü; yaratılma, yaratılış, yaratılmış olan şey
sahih : gerçek, doğru, açık
şiirler : yahya kemal beyatlı
bestekâr : münir nurettin selçuk
makâm : hicâz
usûl : semâî
sana dün bir tepeden baktım azîz istanbul
görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer
ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul
sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer
nice revnâklı şehirler görünür dünyada
lâkin efsûnlu güzellikleri sensin yaratan
yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rûyâda
sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan...
sana dün bir tepeden baktım azîz istanbul...
revnâklı : göz alıcı, parlak, güzel, görkemli
lâkin : ama, ancak, fakat
efsûnlu : büyülü, sihirli
| | Tags : belgin, gök, murat, kadir, turkuazahmet, sana, dün, bir, tepeden, baktım, aziz, İstanbul, hayal, şehir, Üsküdar, klasik, tsm, şiir, şarkı |
|